Suyun Sakladığı Gün EG Campus · Özgün Kurgu EG Campus için özgün, yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış kısa roman. Mevcut bir eserin çevirisi veya uyarlaması değildir. 1. 1 · Evdeki Üçüncü Ses Lale, Havnal'a çıkan minibüsten indiğinde yağmur yeni dinmişti. Köyün yukarısındaki kestanelikler bulutun içinde kalıyor, aşağıda deniz bir çatı aralığından görünüyordu. Yirmi dört yıldır her dönüşünde aynı şeyi yapardı: Önce derenin sesini arar, sonra bavulunu yere indirirdi. Bu defa suyu duyamadı. Virajdaki çeşmenin borusundan kesik bir tıkırtı geliyordu. Şoför, yeni su hattının eski yatağı değiştirdiğini söyledi. Lale başıyla karşılık verdi. Babaannesinin cenazesine yetişememişti; köyde değişen bir boruyu merak edecek hâli yoktu. Rukiye'nin evinde kapıyı Nuri açtı. Amcasının saçları bir önceki gelişinde de beyazdı, fakat şimdi elleri titriyordu. Lale bunu yaşlılığa verdi. Mutfak masasında iki tabak, iki bardak vardı. Nuri üçüncü sandalyeyi kaldırıp duvara yasladı. “Alışkanlık,” dedi, sorulmadığı hâlde. Rukiye ölmeden önce her akşam üç kişilik sofra kurarmış. Lale, babaannesinin son aylarda kimseyi doğru dürüst ayırt edemediği yolundaki telefon konuşmalarını hatırladı. O konuşmalarda sofra yoktu. Nuri çay doldurduktan sonra eski evin kışa bırakılmamasını, istenirse bir alıcının bulunabileceğini söyledi. “Henüz neyi bıraktığımı bile bilmiyorum,” dedi Lale. Bavulunu üst kata taşıdı. Odası çocukluğundaki gibi değildi; mavi duvarın yerinde kireç, yatağının yerinde ceviz bir sandık vardı. İstanbul'da ses kayıtlarını temizleyerek geçimini sağlardı. Şehir müzesine bırakılmış makaralarda rüzgârı, hışırtıyı, boşluğu ayırmayı öğrenmişti. Bu evdeyse seslerin kimin olduğunu ayırmak zordu. Koridor tahtası kendi kendine inliyor, yağmur oluğundan taşınan yapraklar camı tırmalıyordu. Sandığın üzerinde, babaannesinin iri harfleriyle yazılmış bir zarf buldu: “Lale gelince. Başkası açmasın.” Zarftan bir anahtar, küçük bir kroki ve iki cümle çıktı. “Eşik taşını kuruyken yerinden oynatma. Başkasının bıraktığını, sahibine sormadan alma.” Kroki evin arkasındaki patikayı gösteriyordu. Ucunda üç dişli bir şekil vardı. Lale çocukken babasının, Davut'un, böyle şekiller çizdiğini hatırladı. Kaybolmadan önce köyün su defterlerini tutar, ölçüleri hesaplar, kırık savakları onarırdı. Ailede onun adı çoğunlukla borç kelimesinin yanında anılmıştı. Su ortaklığının parasını alıp gitmişti, denirdi. Annesi Saliha, kimseye güvenmediğini söyler ama başka bir açıklama getirmezdi. Lale o gece Nuri'nin aşağıda konuştuğunu duydu. Telefonla konuşuyor sandı; kelimeler belirgin değildi. Sonra iki kısa ıslık geldi. Davut sofraya gelmeden önce kapının önünde aynı iki ıslığı çalardı. Bu, aile içinde sonradan anlatılmış bir ayrıntı değildi. Lale, ıslıkla beraber yanık odun kokusunu ve babasının iş gömleğindeki yeşil düğmeyi hatırlıyordu. Aşağı indiğinde mutfak boştu. Nuri gitmiş, kapıya sabah uğrayacağını belirten bir kâğıt sıkıştırmıştı. Çeşme borusunun tıkırtısı evin içinden duyuluyordu. Islık bir daha gelmedi. Sabah patikaya çıkarken babaannesinin lastik ayakkabılarını giydi. Yol, fındıkların arasından daralarak taş bir havuza ulaşıyordu. Havuzun önünde eğilmiş bir kızılağaç vardı. Krokideki üç dişli şeklin aslında ağacın açığa çıkmış kökü olduğunu gördü. Eşik taşı köklerin altında, yarısı toprağa gömülü yassı bir levhaydı. Üzerinde aşınmış harfler seçiliyordu. Yağmur suyu taşın çukurunda birikmişti. Lale parmağını suya değdirince bir erkeğin soluğu kulağının yanında duyuldu. “Kapıyı içeriden kapat, kızım.” Ardından çamurun içinde koşan bir çocuğun ayak sesleri geldi. Lale elini çekti. Yakındaki çalılıktan biri, “İlkinde insan kendi bıraktığından bir parça duyar,” dedi. Lale geriye sıçradı. Gelen kadın kollarında kırık bir oluk taşıyordu; eldivenlerinin uçları ıslaktı. “Derya. Değirmencinin torunu. Seni tanıyorum, ama sen beni tanımayabilirsin.” Lale ondan birkaç yaş küçüktü. Derya, çocukken okulun yanında bir kere birlikte uçurtma yaptıklarını söyledi. Lale uçurtmayı hatırlamadı. Derya bunu açıklama istemeyen bir durum gibi karşıladı. Havuzun azalan suyuna baktı. “Yeni hat yalnız suyu almıyor. Burada bırakılanları da kıpırdatıyor. Rukiye teyze bunu anlatamadı mı?” Lale, babaannesinin son günlerde hasta olduğunu söyledi. Derya yüzünü buruşturmadı, teselli de etmedi. “Geçen ay bana olukların yönünü tek tek tarif etti,” dedi. “Bazen eski şeyleri unutur, bazen kimsenin unutmamasını istediği şeyleri söylerdi. Aynı insanın içinde ikisi de olur.” Lale, duyduğu sesin yankı ya da kendi zihni olabileceğini düşündü. İşinde, bozuk kayıttaki bir heceyi ararken istediği kelimeyi duyduğu çok olmuştu. Telefonunu çıkardı. Havuzun kenarından otuz saniye kaydetti. Kayıtta kuş, damla ve uzakta bir motor vardı. Erkek sesi yoktu. Derya, kaydın sonuç vermemesine şaşırmadı. “Buradan aldığın sesi başkasına dinletemezsin. Bırakanın içinde nereye bağlanıyorsa orada duyulur.” Lale bu açıklamayı kabul etmediğini belli eden bir bakış attı. Derya omuz silkti. “Kabul etmen gerekmiyor. Ama taşları karıştırmaman gerekiyor.” Havuzun arkasında, küçük taşlarla örülmüş gözler olduğunu gösterdi. Her gözde bir çakıl duruyordu. Bazılarında baş harf, bazılarında ip ya da paslı tel vardı. Lale kendi adının ilk harfini, çocukluğunda diktiği çarpık biçimiyle gördü. Çakılın çevresine yeşil bir ip sarılmıştı. Öğleden sonra annesini aradı. Havuzdan söz etmedi; yalnız babasının gömleğinde yeşil düğmeler olup olmadığını sordu. Saliha bir süre sustu. “Bir tanesi kırılmıştı. Bunu bile hatırlıyorsun,” dedi; sonra söylediğine kendisi de şaşırmış gibi sustu. Lale açıklama istemedi. Telefonda sormaya hazır olmadığı bir soru vardı. Babasının gidişini neden hatırlamıyordu? On yaşındaki bir çocuk, köydeki herkesin bildiği büyük bir olayı nasıl yalnız anlatılan biçimiyle bilebilirdi? Akşam sandığın dibinde bulduğu su defterinin kapağını açtı. İlk sayfada Davut'un yazısı vardı. Son sayfa yerinden kesilmişti. Kesilmiş kenarın altında tek bir tarih kalmıştı: Kaybolduğu gün. 2. 2 · Sahibinin Adı Derya'nın değirmeni köyün altındaydı. Çark yıllardır dönmüyordu, ama binanın yarısı küçük bir marangoz atölyesine çevrilmişti. Duvarlarda ladin tahtalar, kapı önünde tamir bekleyen iki okul sırası vardı. Derya su oluğunu bir tezgâha yatırmış, kıskaçlarla sabitlemişti. Lale, babasının defteriyle geldiğinde Derya'nın ilk yaptığı şey ellerini yıkamak oldu. Defteri yalnız kapağından tuttu. “Bu sayfalara değirmen tozu karışmasın,” dedi. İçerideki bütün eşyanın bir kullanım amacı vardı. Lale havuzun başındaki sözleri bu ellerin sahibiyle bağdaştırmakta güçlük çekti. Derya, masal anlatmaya hazır biri gibi değil, işi bölünmüş bir usta gibi görünüyordu. Defterde su ortaklığının gelirleri ve giderleri, savak tahtalarının ölçüleri, yağıştan sonra gözlenen seviyeler bulunuyordu. Kayboluş gününden üç gün önce Davut, kırmızı kalemle bir not düşmüştü: “Üst geçidin tahliye yolu daraltılmamalı.” Başka bir el, altına “Yeni yolun çizimine uygun” yazmıştı. Derya bu ikinci yazıyı tanımıyordu. Babası Ömer'i çağırdı. Ömer kulübenin arkasında fasulye ayıklıyordu. Gözlüklerini silip notu okudu. “Nuri'nin yazısı,” dedi. “O zaman yol işinin başında o vardı.” Defterin kesilmiş son sayfasını görünce eli durdu. Sayfayı kimin kestiğini bilmediğini söyledi. Lale, sorulmamış bir şeyin yine erkenden cevaplandığını fark etti. Ömer havuzu sorduğunu duyunca sandalyeye oturdu. Anlattığına göre suya bırakmak, Havnal'da yıllardır birkaç ailenin bildiği bir usuldü. Bir olayı anlatmakla bırakmak aynı şey değildi. İnsan kendi taşıyla, kendi adıyla, kendi yaşadığı anı söylemeliydi. Sonra o ânın içinden çıkıyor, geriye başkalarının söyledikleriyle kurabildiği bir bilgi kalıyordu. Ölen birini bütünüyle unutmaz, birlikte yaşadığı belirli bir sabahı unutabilirdi. Başkasının taşına el uzatan, o kişinin hatırasını alamazdı; yalnız dağınık, rahatsız edici sesler duyabilirdi. Havuz bir arşiv değildi. İçine bırakılmış bir şeyi sırayla açıp seyretmek mümkün değildi. Olağan akışta geri istemek gerekirdi. Yeni hat suyun seviyesini bozunca insanların kendi bıraktıklarından kısa parçalar, istemeseler de kıpırdamıştı. Lale’nin ilk duyduğu ses bu yüzden gelmişti; tam anıyı geri almakla aynı şey değildi. “Niçin biri bunu yapar?” diye sordu Lale. Ömer bakışını atölyedeki boş çarka çevirdi. “Aynı ânın içinde yaşayıp durmamak için. Fakat bıraktığını konuşmamaya da karar verirsen, ne olduğunu anlatacak olanlar azalır.” Lale, Rukiye'nin mektubundaki uyarıyı düşündü. Çocuklar bırakabilir miydi? Ömer cevap vermeden Derya'ya baktı. Derya, “Senin taşın neden orada, onu biz açıklamayız,” dedi. “Babaannen açıklamalıydı.” Bu cevap Lale'yi öfkelendirdi. Ölü birinin sorumluluğuna dayanarak susmak kolaydı. Ömer bunu kabul etti. “Benim ne bildiğimi sorabilirsin. Senin başından ne geçtiğini benim ağzımdan öğrenmen doğru olmaz.” Lale, on yaşında bir çocuk adına kimin karar verdiğini sorunca odadaki sessizlik değişti. Derya, Rukiye'nin onu havuza götürdüğünü görmediğini söyledi. Ömer ise o gün köyün üst tarafında bulunmadığını belirtti. İkisi de kendilerini temize çıkaracak uzun açıklamalar yapmadılar. Ömer ellerini masanın üstüne koydu. “Ben de bir şey bıraktım. İstersen onu geri alır, bildiğimi sana anlatırım. Ama önce Nuri'yle konuş. Sana söylenmeyenlerin hepsi suya atılmadı. Bazıları hâlâ evlerde duruyor.” Deftere dokunmadan, eski ortaklık evinin anahtarının muhtarda olacağını söyledi. Para hesabının bir kopyası orada tutulmuştu. Yeni muhtar Selçuk, ortaokulun boş dersliğinde çalışıyordu. Köy odasının çatısı onarılmadığı için masası, yazıcı ve çaydanlık geçici olarak sınıfa taşınmıştı. Lale kendisini tanıtınca Selçuk Rukiye'nin ölümünden duyduğu üzüntüyü anlattı. Sonra, eski hesabın neden gerekli olduğunu sordu. Lale babasının adını söyledi. Selçuk'un yüzünde kısa bir tereddüt belirdi. “Ben o zaman on iki yaşındaydım,” dedi. “Herkesin anlattığını duydum. Evrak varsa görmeniz gerekir.” Anahtarı vermeden önce kendi babası Halim'in yeni yol komitesinde bulunduğunu ekledi. “Benim adımı da bir şeyin üstünde görürseniz, tarihine bakın. Eski imzaları yeni işlere taşımayın.” Ortaklık evi yıllardır sebze sandıkları için kullanılıyordu. Lale ile Derya pencereleri açtı, evrak kutularını kuru bir masaya taşıdı. İlk kutuda su faturaları, ikinci kutuda çürümüş haritalar vardı. Üçüncü kutunun dibinden makbuz kopyaları çıktı. Davut'un çektiği para, kayboluşundan iki gün önce on iki savak tahtası ve taşıma işi için ödenmişti. Malzeme teslim belgesinde bir satır eksikti. Ödeme belgesi tek başına babasını aklamıyordu; para alınıp mal hiç gelmemiş olabilirdi. Lale bunu Derya söylemeden düşündü. Kendi istediği sonuca ulaşmak için boşlukları doldurursa, yıllardır duyduğu hikâyeden farklı davranmış olmayacaktı. Derya, kesilmiş kâğıtların köşelerini yan yana getirdi. Defterin son sayfasıyla belgelerdeki eksik bölümün kesimleri farklıydı. Biri bıçakla, diğeri katlanarak koparılmıştı. Kayıp sayfaları tek bir kişinin yok ettiğini söylemek mümkün değildi. Masanın altında paslı bir teneke buldular. İçinde iplerle bağlanmış, kullanılmamış tahta numara etiketleri vardı. Üzerlerinde teslim tarihleri basılıydı. Davut'un kaybolduğu gün için ayrılmış etikette, büyük harflerle “ÜST SAVAK” yazıyordu. Derya, kendi babasının atölyesinde o boy tahta kesildiğini hatırladı. Böylece makbuzun karşılığına dair ikinci bir iz bulunmuştu; yine de taşların anlattığı bir şey yoktu. Akşam Lale havuza yalnız gitti. Kendi çakılını yerinden kaldırmadı. Önce adını söyledi, sonra geri almayı isteyip istemediğini düşündü. Çok zamandır bir suçlunun kızı olmanın haksızlığına öfkelenmişti. Fakat taşın içinde babasını suçlu gösteren bir görüntü varsa ne yapacaktı? Babasına inanmak, gerçeği istemekle aynı şey değildi. Parmağını ıslak ipe dokundurdu. Kendi çocuk sesini duydu: “Ben korkmuyorum, ben seninle geleyim.” Sonra bir kadın çok yakınından “Bugün değil,” dedi. Lale, babaannesinin sesini tanıdı. Eliyle suyu silkmeden bekledi. İlk kez, korkusundan başka bir şeye karar vermesi gerektiğini anladı. 3. 3 · İmzanın Altındaki Yağmur Nuri, Lale'nin gösterdiği makbuzu gözlüğünü takmadan okudu. Bu, yazıyı seçebildiği için değil, kâğıdı tanıdığı için mümkün olmuştu. Evdeki masaya çöktü. “Bunu kim buldu?” diye sordu. Lale, yerini anlattıktan sonra sorunun kâğıdın doğruluğuyla ilgili olmadığını belirtti. Nuri başını kaldırdı. İkinci notun kendisine ait olduğunu inkâr etmedi. Yeni yolun köye ilk kez düzenli otobüs getireceğini, fındığın sırtla taşınmasına son vereceğini anlattı. Eski tahliye yolunun hemen yanından geçmesi gerekiyordu. Davut'la anlaşamadıkları, köyde herkesin bildiği bir şeydi. Lale o anlaşmazlığı duymadığını söyledi. “Davut köyden gitti” sözü nasıl çıkmıştı? Nuri, su ortaklığının kasasında para bulunmadığını, Davut'un da ortada olmadığını söyledi. Halim'in ikisini birbirine bağladığını, sonra bu açıklamanın kendi kendine yayıldığını anlattı. “Sen neye inandın?” diye sordu Lale. Nuri cevap vermek için dudaklarını araladı, fakat pencereye baktı. “O günün bir kısmını bıraktım.” Lale sandalyesini geriye itti. Artık cümlenin ne anlama geldiğini biliyordu. Nuri taşta ne bulunduğunu bilmiyor olabilirdi, ama olanların öncesini, sonrasını, suçlamanın nasıl doğduğunu biliyordu. Suyun her sorunun cevabı olarak kullanılamayacağını söyledi. Amcası gözlüğünü masaya koydu. Olaydan sonraki aramalara katıldığını, ormanda ve kıyıda Davut'u aradıklarını anlattı. Köyden ayrıldığına dair ne bir bilet ne onu gören bir yolcu vardı. Kayıp başvurusu yapılmıştı. Başvurunun numarasını hatırlamıyor, kopyasının annesinde kalabileceğini düşünüyordu. “Başvuruyu Saliha yaptı. Başka kimse peşine düşmedi.” Lale annesinin yıllardır sustuğu şeye şaşırdı. Nuri, susan herkesi aynı nedenle susmuş saymamasını istedi. Saliha iki işte çalışmaya başlamış, çocuğunu köyden götürmüş, Davut'un dönmesini beklemekten vazgeçmemişti. Nuri ise köyde kalmıştı. İkisi birbirinin acısını taşıyamamıştı. Lale annesini bu defa açıkça aradı. Saliha telefonda bir süre nefesini tuttu, sonra kayıp başvurusunun kopyasını bulacağını söyledi. Havuzdan söz edilince sesinde öfke belirdi. Rukiye'nin Lale'yi oraya götürdüğünü, kendisinin bunu sonradan öğrendiğini anlattı. “Ben de çok korktum. Ama senin yaşadığını senin yerine silemezdim.” Rukiye'yle kavgası o yüzden çıkmıştı. Köyden ayrılmalarının tek sebebi para söylentisi değildi. Lale, babaannesinin yokluğunda onu savunacak bir cümle aradı ve bulamadı. Saliha, kızının o suya dönmek zorunda olmadığını söyledi. “Babanı bulmaya çalışmak başka. Çocukluğunu zorla açmak başka.” O akşam sel uyarısı köyün mesaj grubuna düştü. Selçuk eski oluklara bakması için Derya'yı çağırdı; resmî bakım ekibi ertesi sabah gelecekti. Lale de dışarı çıktı, fakat akışı düzeltmeye kalkışmadılar. Derya, kapalı geçidin çevresine şerit çekti ve suyun hangi evlerin arkasında biriktiğini kaydetti. Yeni hattın eski bir yan kola bağlandığı ortaya çıktı. Borunun yapıldığı sırada, üstteki küçük kaynak havuzunun tahliyesi de aynı kola verilmişti. İzin dosyasında havuz yalnız “kullanılmayan taş yapı” olarak tanımlanmıştı. Lale yapıdaki küçük gözleri düşündü. Biri görmediği bir şeyi ölçmüş ve yok saymıştı. Bakım ekibinden Asım, ertesi gün geldiğinde sihirli bir açıklama beklemiyordu. Kayıtlara baktı, yan kolun birikmiş toprakla daraldığını söyledi. Derya onunla teknik ayrıntıları konuştu. Lale ise havuzun köy için özel anlamını anlattı, taşların toplanıp atılmamasını istedi. Asım bunu makul bir koruma talebi olarak not etti. Kendisine gösterilen fotoğraflardan başka bir bilgiye dayanarak karar vermedi. Yan kol güvenli biçimde açılmadan havuza müdahale etmeyeceklerini, sağanak geçene kadar çevrenin boş tutulması gerektiğini söyledi. Lale, köyde ilk kez birinin bilmiyorum kelimesini rahatça kullandığını duydu. Öğleden sonra Nuri kendi taşını göstermeye razı oldu. Lale onunla birlikte patikanın başına kadar yürüdü; Derya'nın çektiği şeridin ötesine geçmediler. Nuri, taşın baş harfini ve sarılı bakır teli tarif etti. Teli bir elektrik direğinin eski bağından almıştı. Yağış durup geçit güvenli ilan edildiğinde, bıraktığını geri alacağını söyledi. Lale ona süre koymadı. Fakat konuşmayı istemezse belgelerin peşini bırakmayacağını açıkça belirtti. “Senden babamı iyi bir insan yapmanı istemiyorum. O gün ne yaptığını söylemeni istiyorum.” Nuri, bunun düşündüğünden daha ağır bir istek olduğunu söyledi. Lale de bunun yalnız onun için ağır olmadığını hatırlattı. Yağmur gece boyunca pencereleri dövdü. Lale defterin notlarını bilgisayarına geçirdi. Kesilmiş sayfa için ayrı bir boşluk bıraktı; metnin nerede bittiğini yazdı. Kayıp yeri kendi cümleleriyle doldurmadı. Telefonuna annesinden üç fotoğraf geldi. Birinde başvuru, birinde Davut'un işlikte çekilmiş görüntüsü vardı. Üçüncüsü, çocukken Lale'nin çizdiği bir resimdi. Babasını uzun bir tahta taşırken çizmiş, kenarına yamuk harflerle “Su kapısı” yazmıştı. Yeşil düğmeler resimde de vardı. Lale, çizimin tarihini sordu. Saliha, yalnız olaydan önce yapıldığını bildiğini söyledi. Son fotoğrafı büyüttüğünde, resmin sağ köşesinde küçük bir kız gördü. Kızın elinde ip vardı, yolun karşısında duruyordu. Lale kendisini çizmişti. Oturduğu sandalyede gözlerini kapatıp o ânı aramadı; artık anıyı çağırmanın iradeyle ve sahiplikle ilgili olduğunu biliyordu. Babaannesinin mektubunu yeniden okudu. Zarfa sinmiş kurumuş nane kokusu mutfağa yayıldı. Ona bütün çocukluğunu veren kadın, bir parçasını da almıştı. Aynı kişiye hem minnet hem öfke duyması, tek bir doğru cevaba sahip olmaktan daha yorucuydu. Nuri'nin duvar kenarına yasladığı üçüncü sandalyeyi masaya geri çekti. Kime ait olduğunu henüz bilmese de yerinin boş kalmasını istemiyordu. 4. 4 · Yeşil İpin İçinde İki gün sonra yağış hafifledi. Asım'ın ekibi, taş havuzun çevresini inceleyip patikanın kullanılabileceğini bildirdi. Yan kolun temizliği için hava yeniden açılmalıydı; havuzdaki taşları toplamak gerekmiyordu. Lale Derya'dan kendisine eşlik etmesini istedi. Derya ne söylemesi gerektiğine dair hazır bir cümle vermedi. Kendi adını söylemesi, taşını alıp almamaya kendisinin karar vermesi yeterliydi. Hatıranın ne kadar süreceğini, ne kadarını yeniden yaşayacağını hiç kimse ölçemiyordu. “Elini çektiğinde durur,” dedi. “Her şeyi aynı gün yapmak zorunda değilsin.” Lale, bundan emin olup olmadığını sorunca Derya kendisinin iki kez durduğunu anlattı. Yeşil ipli çakılı avucuna aldı. Çocuk eliyle çizilmiş harf suyun altında koyulaştı. “Ben Lale,” dedi. Kendi sesinin sakin çıkması ona garip geldi. Sonra, bırakılmış ânı geri istediğini söyledi. Önce havuzun arkasındaki kızılağaç kaybolmadı; bugünün manzarası yerinde duruyordu. Fakat içinden bir başka yağmur geçti. Çocukluğundaki yağmur daha soğuktu. Boynu gömleğin yakasına sığmıyor, elinde taşıdığı ip bir parmağını kesiyordu. Babası, yağmura rağmen dikkatle tuttuğu iki uzun tahtayı bir duvara dayamıştı. İpin ucunu Lale'nin elinden aldı. “Buradan sonrası iş,” dedi. “Sen eve döneceksin.” Lale'nin çocuk sesi itiraz etti. Babası onu yeni savağı görmeye götüreceğine söz vermişti. Davut gülümsemeye çalıştı, sonra tepenin üzerinden gelen suya baktı. Gülümsemesi yüzünde tamamlanmadan kaldı. O sırada Nuri, köy yolunun öte yanında duruyordu. Bir adam ona toprağı işaret ederek bir şeyler anlatıyordu. Lale adamın yüzünü seçemedi. Nuri'nin “Bunu sonradan konuşuruz” dediğini duydu. Davut, tahtaların üzerine basarak tepeye çıkacak sandı; çocuk aklıyla neden ağır tahtaları yukarı taşıdığını anlayamadı. Babası çömeldi, gömleğinin kopmaya yakın düğmesini eliyle bastırdı, Lale'nin kapıyı içeriden kapatmasını istedi. Bu görüntü, havuzun önündeki günle üst üste gelince Lale'nin bacakları boşaldı. Taşı bıraktı. Derya koluna dokunmadan yanına çömeldi. Lale su istedi, sonra istemediğini söyledi. Derya bekledi. Hatıra korkutucu olduğu kadar sıradandı. Babasının sakalında yağmur birikmiş, tahta taşırken serçe parmağına bir kıymık girmişti. Lale onun yüzünü tam olarak hatırlamaya çalıştıkça fotoğrafların yüzünün üzerine kapanmasına alışmıştı. Bu defa fotoğraf yoktu. Davut canlı bir yüzle, bir işe yetişme sıkıntısıyla duruyordu. Lale taşını yeniden almadan on dakika oturdu. Ağlamasını bir işaret ya da başarı saymadı. İkinci dokunuşunda evin kapısındaydı. Rukiye, çocuk Lale'yi içeri çekti. Yağmur sesi o kadar büyümüştü ki bir cümleyle ötekini ayırmak zordu. Köyün altından tahta kırılmasına benzer bir patlama geldi. Lale pencereye koştu. Babaannesi pencerenin önüne geçti. “Oraya bakma,” dedi. Lale onu dinlemedi. Camın küçük açıklığından Nuri'nin aşağı doğru koştuğunu gördü; amcasının elinde sarı bir yağmurluk vardı. Görüntü orada durmadı. Akşam annesi gelmiş, birileri evin önüne toplanmıştı. Davut'un adı birbirine uymayan cümlelerle anılıyordu. Çocuk kimsenin neden kapıyı açmadığını anlayamıyordu. Rukiye onu ertesi gün havuza götürmüştü. Yanlarında başka biri yoktu. Taşı birlikte seçmişler, ipi Lale dolamıştı. Rukiye, “Bir süre korkun hafifler,” demişti. “Görmek istemediğin kısmı burada bırakırsın.” Lale o anda babasının gelmemesinden çok, pencereden duyduğu kırılma sesinden korkuyordu. Kendi adını söylemiş ve kapıda babasıyla ayrıldığı andan ertesi sabaha kadar yaşadıklarını bırakmıştı. Bir çocuk olarak neyi kabul ettiğini bütünüyle bilmiyordu. Babaannesinin ellerini, ağacın kökünü, ipin yeşilini hafif bir sersemlikle görmüştü. Rukiye, annesine bunu anlattığını söylemişti. Annesiyle yapılan telefon konuşması bunun doğru olmadığını gösteriyordu. Lale üçüncü kez taşına dokunmadı. Hatıra tamamlanmıştı; içinde babasının öldüğünü gösteren bir görüntü yoktu. Derya'ya bunu özellikle söyledi. “Su kayıp yerde resim göstermiyor,” dedi. “Yalnız gördüğümü geri veriyor.” Derya, kendi taşıyla yaşadığının da böyle olduğunu anlattı. Bir insanın görmediği şeyi dereye bakarak öğrenmesi mümkün değildi. Lale, babasının son hareketini ancak başka bir tanığın anlatabileceğini anladı. Kendi gördüğünü yazarken penceredeki adamı Halim olarak kaydetmedi. Yüzünü seçmemişti. Buna rağmen yol anlaşmazlığının o gün devam ettiğini artık kendi anısından biliyordu. Eve döndüklerinde anahtarın, sandığın altındaki küçük bölmeyi açtığını buldular. Bölmede Rukiye'nin dört mektubu vardı. Birinin üzerinde Saliha'nın adı yazıyordu. Lale o zarfı açmadı. Kendisine yazılmış mektupta, babaannesi kararının sonuçlarını düşündüğünü anlatıyordu. Torununun her kapı çalınışında babasını beklemesine dayanamadığını, suya bırakmayı bir teselli sanarak yanlış davrandığını kabul etmişti. Mektup, “Beni böyle hatırlama” diye bitmiyordu. “Bunu da benim yaptığımı bil,” diyordu. Lale için cümlenin değerini artıran şey, affedilme isteğini onun omuzlarına koymamasıydı. Babaannesi kendisini koruyan birini değil, yaptığı şeyi tanımlamıştı. Öteki mektupların ikisi Nuri'ye yazılmış, gönderilmemişti. Lale amcasını aradı ve zarfları bulduğunu söyledi. Nuri, onları açmamasını istedi. Lale açmayacağını, teslim edeceğini belirtti. Bu, amcasının cevaplardan kaçmasını kabul etmek değildi; başkasına yazılmış bir mektubu onun yerine okumasına gerek yoktu. Aynı akşam Saliha yola çıkacağını bildirdi. Kızından, daha fazla taş aramadan kendisini beklemesini istedi. Lale bu defa beklemeyi bir geri çekilme saymadı. Kendi elinden alınan kararı geri almakla, herkesi konuşmaya zorlamak arasında bir sınır çizmesi gerektiğini görüyordu. Nuri ertesi sabah mektuplarını aldı. Lale'nin yanında okumadı. Birini cebine, birini ceketinin iç astarına koydu. “Senin gördüğün yere ben de geldim,” dedi. “Sarı yağmurluk benimdi.” Lale ne zaman geldiğini sormadı; ondan sonrası için bir tarih değil, bir anlatım gerekiyordu. Nuri taşını geri almak istediğini söyledi. Lale Derya'yı çağırmayı önerdi. Nuri yalnız olmak istemediğini kabul etti. Bahçe kapısında durup dere tarafına baktılar. Su hâlâ boğuk akıyordu. Bir kuş, yeni hattın metal borusuna kondu ve gagasıyla iki kez vurdu. Lale sesi babasının ıslığına benzetmedi. Her işaretin babası olmak zorunda değildi. 5. 5 · Nuri'nin Taşı Nuri havuzun önüne gelirken cebindeki mektubu hiç çıkarmadı. Derya, yanlarına düz bir tahta ve iki kuru bez getirmişti. Islak yerde dizleri ağrıyan Nuri için tahtayı yere koydu. Lale, amcasının bütün köy adına konuşmasını beklemiyordu. Orada yaşadıklarını yalnız onun bilmesi mümkündü. Nuri bakır tel sarılı çakılı uzun süre seyrettikten sonra adını söyledi. İlk dokunuşunda yüzü sıkıldı, eli hemen suyun dışına çıktı. Taş avucundan düşmedi. “O gün bir kere de taşın üzerine çıktım,” dedi. “Suyun yüksekliğini böyle ölçtüm. Ayakkabımın içi buz gibiydi.” Lale, bu ayrıntının değerini bilmiyordu. Nuri ikinci kez dokunduğunda gözlerini kapatmadı. Derya'nın tezgâhın başında dikkatini bir kesime vermesi gibi, taşın yüzeyine baktı. Sonra bugünkü seslerin arasına kendi soluğu karıştı. Davut'un yeni tahta için ona bağırdığını duyduğunu anlattı. Savağın eski kanadını geçici olarak söktürmüşlerdi; yol dolgusunu taşıyan kamyon dönüşte oradan geçsin istemişlerdi. Davut buna itiraz etmiş, eski kanalın o yağışta açık kalması gerektiğini söylemişti. Nuri toplantı kararına dayanarak devam etmişti. “Yağmur başlamadan bitiririz dedim. Bitirmedik.” Cümle bir mazeretle uzamadı. Davut'un getirdiği tahtalar kanadı yerine koymak içindi. Ömer tahtaları kesip teslim etmiş, taşıma bedelini de Davut su kasasından ödemişti. Nuri o para işleminden o gün haberdar olmuştu. Kasada eksik para bulunduğunda açıklayabileceği bir şey vardı; fakat açıklamamıştı. Lale araya girip nedenini sordu. Nuri elini taşın üzerine kapattı. Suyun geri verdiği anda, yolun yanındaki duvar çökmüş, onun ayak bileğine bir tahta saplanmıştı. Davut onu tutup açık kanala düşmesini önlemişti. Nuri, ağabeyinin kolundan kurtulduğunda yapının öte tarafında bir kırılma duymuştu. Sonra Davut gözden kaybolmuştu. Nuri bunu bir ölüm gördüğünü söylemek için anlatmıyordu. Davut'un suya düştüğünü, aşağıda eski değirmenin dönemeç duvarına çarptığını gördüğünü söyledi. Suyun içinde kısa süre bir el kalmıştı. Nuri tırmanıp erişmeye çalışmış, yolu kestiren çamur akışı yüzünden geri çekilmişti. Son gördüğü yer, değirmenin aşağısındaki dar boğazdı. Elin yeniden göründüğünü söyleyemezdi. “Ben yaşamak için döndüm,” dedi. “Bunu kendime yirmi dört yıldır başka türlü anlatıyorum.” Lale, onu o anda teselli etmedi. Ağabeyini kurtaramamış olmasıyla sonradan susmuş olması iki ayrı meseleydi. Birini konuşmak, ötekini ortadan kaldırmıyordu. Hatırasını bıraktığında Nuri, olayın bütün ayrıntılarından değil, Davut'un elinin kayboluşundan kurtulmak istemişti. Davut'u orada gördüğünü bilmeye devam etmiş, görüntüye ve son hareketin sırasına ulaşamaz olmuştu. Sonra kendi bildiğini de konuşmamaya alışmıştı. Arama ekibine değirmenin altını göstermiş, neden o noktayı seçtiğini açıklamamıştı. Suyu bırakmak onun yerine yalan söylememişti; o yalanı kendisi seçmişti. Lale, annesinin yıllarca bir yolcunun haberini beklediğini söyledi. Nuri'nin yüzü daha önce duymadığı bir bilgiyi öğrenmiş gibi değişmedi. Bunu da biliyordu. Bilmenin bazen yetmediği, bu kez çok somut bir zarara dönüşmüştü. Taşı geri aldığında Nuri bakır teli açmadı. Çakılı cebine koydu. Lale ona olayın bir yazılı anlatımını hazırlamak istediğini söyledi; imzalamadan önce bütününü okuyacaktı. Nuri kabul etti. Sözlerinin ses kaydını vermeyi ise istemedi. Lale telefonunu çıkarmamıştı. İnsanların sesini onarmak onun işi olabilirdi, ama izin verilmemiş bir sesi toplamak değil. Havuzdan ayrılırken Derya, Ömer'in de kendi taşını geri alacağını bildirdi. Lale bugün yeterince şey öğrenmişti. Buna rağmen babasının aldığı paranın malzemeye döndüğünü bir teslim tanığıyla doğrulamak, soruşturulabilir bir bilgi olacaktı. Derya'nın teklifini kabul etti. Ömer'in taşı atölyedeki bir çekmecede değildi; havuzda, boyasız küçük bir gözde duruyordu. Lale onun niçin bir şey bıraktığını ilk kez öğrendi. Ömer, Davut'un tahtaları alırken kendisini yardıma çağırdığını, kendi evinin çatısı aktığı için gitmediğini anlatıyordu. Başka bir günde sıradan olan karar, akşam Davut kaybolunca hayatının geri kalanını işgal etmişti. Kendisinin gittiğinde sonucu değiştireceğini hiç kimse söyleyemezdi. Suya bıraktığı, çağrının tam sesiydi. Onu geri aldığında çağrı değişmemişti. Ömer, Lale'ye tahtaların on iki olduğunu, iki seferde taşındığını, ödemenin tamamının kendisine ve taşıyıcıya ulaştığını açıkça söyledi. Derya babasına, bu cümlenin daha önce de söylenebileceğini hatırlattı. Ömer bunu savunmadı. Davut'u para almakla suçlamadığını, fakat suçlamanın karşısına da çıkmadığını kabul etti. “Kendi evimde başka türlü konuştum. Köyün içinde susmayı seçtim.” Derya başını eğdi. Lale bu konuşmayı bölmedi. Babayla kız arasında yıllardır kurulmuş bir yakınlığın, bir doğru ortaya çıktığında kendiliğinden bozulmayacağını; buna rağmen olduğu yerde kalamayacağını görüyordu. Ömer'e teslim etiketlerini gösterdi. Etiketlerdeki basımı yapan küçük kalıp hâlâ atölyede duruyordu. Hatıradan ayrı, elde tutulabilen bir doğrulama daha bulunmuştu. O gün Lale eve tek başına döndü. Babası köyü terk etmemişti. Bu bilgi, bütün duygularını beklediği gibi düzene sokmadı. Artık onun gelmeyeceğini gerçekten biliyor, annesine haberi nasıl vereceğini düşünüyordu. Saliha otobüsten akşam inecekti. Lale üçüncü sandalyeyi masanın başına değil, kenarına koydu. Bir aile üyesinin eşyası gibi durmasını istemedi; masada o gün kimin oturacağına göre yerinin değişebilmesini istedi. Nuri'nin anlatımını yazmaya başladı. “Gördüm” dediği yerlere gördüm, “sandım” dediği yerlere sandım yazdı. Davut'u son kez gördüğü yerin altına ayrı bir satır açtı. Suya düşüşü, kayıp kaydıyla birlikte yetkili birime iletilecekti. 6. 6 · Bekleyenlerin Yolu Saliha otobüsten küçük bir valizle indi. Köyde kalmak için büyük bavul hazırlamamıştı; dönmeyi kendi iradesine bırakmak istiyordu. Lale onu durakta bekledi, annesinin elindeki örgü çantayı aldı. Yokuş boyunca ilk konuşmaları gündelik şeyler hakkındaydı. Otobüsün nerede mola verdiği, Rukiye'nin evinin ne kadar soğuduğu, bahçedeki armudun bu yıl meyve verip vermediği anlatıldı. Saliha su hattının köşesinde durdu. “Eskiden buradan daha aşağıda bir yol vardı,” dedi. Lale annesinin söylediği yolu ilk kez fark etti. Yıllardır köyün yukarısını babasının yokluğuyla görmüş, başka birinin geçtiği yolları sormamıştı. Mutfakta Rukiye'nin Saliha'ya yazdığı mektubu teslim etti. Saliha zarfı bir süre elinde tuttu, sonra açıp sessizce okudu. Lale ne yazdığını sormadı. Annesi mektubu yeniden katladığında, Rukiye'nin kendisinden özür dilediğini söyledi. Torununu korkudan uzaklaştırmak istemiş, ama onu konuşabileceği bir şeyden de uzaklaştırdığını kabul etmişti. Saliha bu özrü beklerken ne kadar zaman geçirdiğini bilmiyordu. Mektup, annesini yeniden hayatta kılmıyordu. Yine de yıllar önce açıklama istediğinde kendisine yalnız iyi niyet gösterilmiş olması, artık son sözü oluşturmuyordu. Mektubu yanında götüreceği çantaya koydu. Lale, Nuri'nin anlattıklarını tek seferde dökmedi. Önce Davut'un para ile malzeme aldığını gösteren kâğıtları sundu. Ömer'in teslimi doğruladığını anlattı. Sonra Nuri'nin kendi anısını geri istediğini ve olayın son kısmını söylediğini belirtti. Saliha, “Anı taşından kanıt çıkardın mı?” diye sordu. Lale hayır dedi. Ellerindeki şey, bir tanığın bugünkü anlatımıyla eski belgelere dayanan bir başvuruydu. Havuz, Nuri'nin suskunluğunu aşmasına yardım etmişti. Suya dokunmanın başkasını suçlamak için tek başına yetmeyeceğini biliyordu. Saliha kızının elini tuttu. “Bunu ayırabildiğine sevindim. Bana yıllarca birbirine karıştırılmış şeyler anlatıldı.” Nuri akşam eve geldiğinde Saliha ona hemen konuşacak bir yer göstermedi. Önce çayını bitirdi. Nuri olay yerini kâğıda çizmiş, eski yoldaki dönüşleri işaretlemişti. Saliha çizimi aldı ve Davut'un suya düştüğünü ne zaman bildiğini sordu. Nuri ilk gün bildiğini söyledi. Havuzun öncesi ve sonrası arasında sorumluluğunu bölmeye çalışmadı. Saliha yüzüne bakmayı sürdürdü. “Ben kışın bile her gelen otobüsün sesini dinledim,” dedi. “Sen bunun ölüm olabileceğini biliyordun.” Nuri, ağabeyinin öldüğünden emin olmak istemediğini söyleyince Saliha onunla aynı ihtimalin içinde yaşamadıklarını anlattı. Kendisine seçenek bırakılmamıştı. Lale o konuşmada annesini sakinleştirmeye çalışmadı. Nuri'nin pişmanlığını gösterecek kelimeler de aramadı. Herkesin bir akşamda birbirini affettiği bir eve dönüş, söylenenlerin ağırlığını taşımayacaktı. Saliha, başvuruya ek anlatımı kendisinin de okumak istediğini söyledi. Nuri buna razı oldu. Ertesi gün Derya onları aşağıdaki ilçeye götürdü. Kayıp başvurusunun eski kopyasını, teslim belgelerini ve imzalı tanık anlatımlarını yetkili birime sundular. Görevli, eski kayıtla eşleştirme yapılacağını, yeniden araştırmanın her zaman bir sonuca ulaşmayabileceğini anlattı. Saliha bunu duymak istiyordu. Yapılabilecek işlemin adıyla, kendilerine vaat edilen sonuç ayrı kalmalıydı. Dönüşte Selçuk onları köy odasına çağırdı. Babası Halim de gelmişti. Halim, Lale'nin hayalinde büyüttüğü sert adamdan daha küçüktü. Elindeki bastonu sürekli masaya yaslıyor, düşmesin diye yeniden tutuyordu. Bu hâli söylediklerini hafifletmiyordu. Davut'un parayı alıp gittiğini ilk kendisinin söylediğini kabul etti. Yol işinin aksamasından, köyün ortaklık hesabının incelenmesinden korkmuştu. Kasada para bulunmayışı ona işe yarayan bir açıklama vermişti. “Ben kaçtığını görmedim,” dedi. “Görmüşüm gibi konuşmadım, ama herkes öyle anlamak istiyordu.” Lale cümleyi düzeltti. “O anlamı siz söylediniz.” Halim, çalınmış para lafının köyden geri alınamayacağını savundu. Selçuk babasının sözünü kesti. Sonuçların geri alınamayacağını, fakat sözün geri alınabileceğini söyledi. Eski defterleri fotoğraflayıp ortaklık kaydına eklemek, teslimin doğrulandığını yazmak, eksik bilgiyle oluşturulmuş suçlamayı toplantıda düzeltmek mümkündü. Halim oğluna küstüğünü belirten bir bakış attı. Selçuk o bakışın karşısında sandalyeden kalkmadı. Kendi görevini babasının hatırasını korumak olarak görmediğini söyledi. Bu, onu geçmişteki kararın sorumlusu yapmıyordu; bugünkü açıklığın sorumlusu yapıyordu. Lale konuşma boyunca ilk kez bir soyadının zorunlu bir taraf olmadığını düşündü. Saliha, Halim'den bir tören ya da Davut'un adını taşıyan bir çeşme istemedi. Önce yanlış kaydın yanına açık bir düzeltme konmasını, kendisine de bir kopya verilmesini istedi. Nuri'nin geçitte verdiği talimatın defterde görünmesini, bu talimatın bir savunma cümlesiyle kapatılmamasını ekledi. Bir aileye acı çektiren şeyin yalnız doğal afet olarak anlatılmasını kabul etmiyordu. Hangi fiziksel etkenin ne kadar rol oynadığını bir toplantı belirleyemezdi; kararların verildiği, itirazların duyulduğu ve bir kişinin suçlanarak unutulduğu ise belgelenebilirdi. Derya, kendi babasının teslimi doğrulayan ifadesinin de düzeltmeye eklenmesini istedi. Toplantıdan çıkınca Saliha kızını havuza götürmesini istedi. Yol güvenliydi, ama ikisi de yavaş yürüdü. Saliha taş gözlere uzaktan baktı; kendisinin bir taşı yoktu. Yirmi dört yıl boyunca tuttuğu bir beklentiyi suya bırakmayı istemiyordu. Davut'un eve dönmeyeceği ihtimali, o beklentinin boşuna olduğu anlamına gelmiyordu. Lale yeşil ipli çakılını annesine gösterdi. Artık cebinde taşıyor, yeniden havuza koymayı düşünmüyordu. Saliha onu avucuna almadı. “Senin,” dedi. Kızının kendi anısına sahip olmasını, bir şeyi paylaşmak için en önce sahip olmak gerektiğini o tek kelimeyle kabul etmişti. Akşam mutfakta yemek yaptılar. Saliha soğanı küçük, Lale iri doğruyordu; birlikte çalışmaya alışık değillerdi. Üçüncü sandalye bu defa Derya'ya ayrıldı. Nuri davet edilmemişti. Nuri’yle konuşmayı sonraki bir güne bırakmışlardı. O akşamki sofra, hangi yakınlığın hemen kurulabileceğini ve hangisinin daha fazla zaman gerektirdiğini gösteriyordu. Derya, eski çarkı döndürmeye uğraşmadığını anlattı; değirmenin geçmişi kadar bugünkü okul sıraları da önemliydi. Lale tabağını uzatırken bunu ilk kez tam olarak anladı. Geçmişi geri almak, eski hayatı aynen tekrar kurmak zorunda değildi. 7. 7 · Açık Kalan Kanal Köy toplantısı bir hafta sonra yapıldı. Yağış aralığında yan kolun bakımı tamamlanmış, geçici şeritler kaldırılmıştı. Asım, havuzdan çıkan suyun yeniden eski açık kanala verilmesini önermişti. Çalışmanın amacı insanların hatıralarını düzenlemek değildi; birikmenin önlenmesi ve yapının korunmasıydı. Derya, taş gözlerin numaralanıp yerlerinin kayda alınmasına yardımcı olmuş, fakat üzerlerindeki baş harfleri fotoğraflamamıştı. Asım bu ayrımı sormadı. Koruma için taşın konumunu bilmek yetiyordu. Lale, bugünkü bir işlemin geçmişteki insanların kararlarına saygı göstermesinin büyük sözlerden önce böyle küçük seçimlerde görüldüğünü düşündü. Toplantıdan önce Nuri evin kapısını çaldı. Elinde Rukiye'nin mektubundan çıkmış katlı bir sayfa vardı. Defterden kesilen parça buydu. Babaannesi onu yıllar önce kesip saklamış, Nuri'ye yazdığı son mektuba eklemişti. Nuri yalnız sayfayı değil, mektubun onunla ilgili bölümünü de Lale'ye okumayı kabul etti. Rukiye, iki oğlundan birinin yokluğuna dayanamazken ötekinin ne yaptığını görmezden geldiğini yazıyordu. Nuri'nin talimatı açıkça kayda geçmişti. Kâğıdı saklayarak aileyi koruduğunu sanmış, ama küçük Lale'ye verdiği sessizliğin yetişkin hayatını doldurduğunu geç fark etmişti. Mektup bir aile sırrını yücelten sözlerle bitmiyordu. Sayfada Davut'un günün erken saatlerinde tuttuğu iş listesi vardı. Yeni tahta, taşıma bedeli, eski kanadın sökülmüş olması ve Nuri'nin yol çalışmasıyla ilgili talimatı aynı sırayla yazılmıştı. Davut, tahliye açıklığının eski ölçüsünü de not etmişti. Nuri'nin imzası, talimatın yanına atılmıştı. Lale kesilen kenarı defterde kalan kenarla birleştirdi. Aynı bıçak çizgisi, yarım kalmış aynı harf devam ediyordu. Bu bir belgeydi; kaza anının görüntüsü değildi. Eski açıklığın daraltıldığını ve Davut'un karşı çıktığını doğruluyordu. Olaydaki bütün fiziksel etkenleri tek başına açıklamıyordu. Lale bu sınırı yazılı başvuruya da ekledi. Nuri belgeyi geri saklamalarını istemedi. Lale, Rukiye'nin mektubunun tamamını toplantıda okumayacağını söyledi. Babaannesinin kendisi için yazdıklarını paylaşması başka, Nuri'ye yönelttiği özel sözleri herkesin önüne sermesi başkaydı. Kararla ve saklanan sayfayla ilgili kısmın okunmasına Nuri izin verdi. Saliha, gerekirse belgenin uzman incelemesine sunulabileceğini ekledi. Bu ifadeyi söylemek için kimseden güç alması gerekmiyordu. Yıllarca kapı aralığından kararların sonucunu duymuş biri, bu defa hangi kâğıdın ne anlama geldiği konusunda masanın başında oturuyordu. Lale, annesinin değişimini bir zafer görüntüsü olarak değil, sözünün muhatap bulması olarak gördü. Okulun eski dersliğinde yirmi üç kişi toplandı. Selçuk, gündemi iki başlıkla açtı: Eski su hesabının düzeltilmesi ve taş havuzun korunması. Lale babasını anlatan uzun bir konuşma hazırlamamıştı. Üç ayrı bilgi sundu. Para teslim edilen malzemeye ödenmişti. Davut'un köyü terk ettiğini gösteren bir kayıt yoktu. Nuri onun suya düşüşünü gördüğünü imzalı olarak anlatmıştı. Ardından hangi parçanın belgeye, hangisinin tanıklığa dayandığını söyledi. Toplantının bir mahkeme olmadığını, başvurunun ayrıca yapıldığını belirtti. İnsanlar, sorularını bir hikâyedeki eksikleri doldurmak için değil, farklı bilgilerin neye yaradığına göre sormaya başladılar. Halim ayağa kalkmadı. Oturduğu yerden, suçlamanın kendisinden çıktığını ve eldeki bilgilerle sürdürülemeyeceğini söyledi. Bazıları bunun için yalnız “Yanılmışız” yazılmasını istedi. Saliha, öznesi olmayan bu kelimenin yetmeyeceğini belirtti. Sonuçta düzeltmeye, paranın kullanımı doğrulandığı hâlde Davut hakkında dayanaksız bir suçlamanın yayıldığı yazıldı. Halim ilk sözün kendisine ait olduğunu, Nuri de bildiği ayrıntıları zamanında açıklamadığını imzaladı. Hiç kimse Davut'un yaşarken bütün kararlarında haklı olduğuna dair bir cümle eklemedi. Bir insanın haksız yere suçlanmadığını söylemek için onu kusursuz yapmak gerekmiyordu. Havuz konuşulurken odada daha eski bir korku belirdi. Bazı aileler taşlarının başkalarınca alınmasını istemiyordu. Bir adam, kendisinin taşta ne bıraktığını hatırlamadığını ve bunun bilinmesini de istemediğini söyledi. Başka biri, toplantı yapılmışken bütün taşların geri verilmesini önerdi. Derya buna karşı çıktı. “Bir şeyi geri almayı seçmekle, önüne bir şeyin zorla konması aynı değil.” Lale de havuzun seslerini kaydedemediğini anlattı. Bu, insanlar dinleniyormuş gibi söylentiler çıkarılmasını önleyecekti. Yine de kayıt alınamaması, hiçbir şeyin kötüye kullanılamayacağı anlamına gelmiyordu. Başkasının taşını taşımanın kendisi de bir ihlaldi. Koruma kararı sade tutuldu. Havuz çevresi gelişigüzel eşya depolamak için kullanılmayacak, bakımda taşlar sahipleri sorulmadan kaldırılmayacak, geçiş gerektiğinde önceden haber verilecekti. Köye gelenler için bir gösteri düzenlenmeyecekti. Derya, havuzun fotoğraflarının bir gezi sayfasında paylaşılmasını önceden reddettiğini söyledi. Suya bırakmak da geri almak da ailelerin kendi kararı olacaktı. Çocukların adına karar verilmesine itiraz eden Saliha'nın sözü tutanağa geçirildi. Rukiye'nin yaptığından çıkarılan sonuç onun adını silmek değil, tekrarını sıradan bir gelenek gibi kabul etmemekti. Lale bu cümlenin kendi çocukluğu için de önemli olduğunu biliyordu. Toplantıdan sonra Lale, Saliha ve Derya açık kanala yürüdüler. Su kızılağacın kökünü dolaşıyor, havuzun altındaki yosunlu taşta ince bir çizgi bırakıyordu. Borunun kesik tıkırtısı duyulmuyordu. Lale avucundaki yeşil ipli çakılı cebinden çıkardı, fakat havuza koymadı. Su ona bu kez hiçbir ses vermedi. Bırakılmış bir şey yerinde kaldığında, bir insanın içinden geçen bütün düşünceler dışarı akmıyordu. Günün sessizliği yeni bir sır değildi; tamir edilmiş akışın olağan sonucu gibiydi. Derya, atölyenin çatı oluğunu yerine takmaya gitti. Saliha ile Lale, patikanın sonuna kadar yan yana yürüdüler. 8. 8 · Kendi Sesinde Lale İstanbul'a döndüğünde çakılı masa lambasının yanına koydu. Müzede temizlemesi gereken kayıtlardan biri, yıllar önce bir köy okulunda çekilmişti. Çocuklar sırayla adlarını söylüyor, aralarında uzun boşluklar kalıyordu. Daha önce o boşlukları biraz kısaltmayı düşünürdü. Şimdi her sessizliğin aynı anlama gelmediğini daha dikkatli dinledi. Bir çocuk adını unutmuyor, mikrofon kendisine gelince şaşırıyordu. Bir başkası arkasındaki arkadaşından destek bekliyordu. Lale kaydın sürelerini değiştirmedi. Bulunmayan bir cevabı sesin içine ekleyemeyeceği gibi, hazır olmayan bir insanı da birkaç saniye kazanmak için hızlandıramazdı. Havnal'daki ev satılmadı. Lale ile Saliha bunun yalnız yasla alınmış bir karar olup olmadığını konuştu. Çatı onarımının giderini hesapladılar, evin kışın denetlenmesi için Derya'yla ücretli bir düzenleme yaptılar. Derya’nın emeği, eski dostluğun içinde görünmez kalmayacaktı. Lale yazın uzun süre kalabilecek, Saliha ise ancak istediğinde gelecekti. Rukiye'nin bahçesini korumak da bütün alışkanlıklarını sürdürmek anlamına gelmiyordu. Yıllardır verim vermeyen iki sıra fasulyenin yerine çiçek ekilecekti; Lale toprağın kokusunu yalnız eski bir zamana açılan kapı olarak değil, o gün ellerinde kalan iz olarak tanımayı öğrenecekti. Saliha bunun için annesinden hayalî bir izin istemedi. Rukiye'nin mektubu valizindeki çantada, diğer aile kâğıtlarıyla birlikte duruyordu. Üç ay sonra başvuruyla ilgili haber geldi. Eski arama kayıtları bulunmuş, Nuri'nin gösterdiği boğaz o kayıtlardaki sonuçsuz arama alanıyla eşleşmişti. Yeni bir aramada Davut'a ait kesin biçimde tanımlanabilir bir kalıntı bulunamamıştı. Lale, haberin sonuna bir umut işareti koymadı. Nuri'nin tanıklığı, Ömer'in teslimi ve o günün belgeleri, babasının para alıp uzak bir şehre gittiği hikâyesini ortadan kaldırıyordu. Davut'un suya düşmesinden sonra onu hayatta gören biri yoktu. Lale, babasının o gün öldüğünü kabul etmişti. Bir mezar yerinin belirlenememesi, bu kabule sahte bir dönüş ihtimali eklemesini gerektirmiyordu. Saliha için aynı kabul daha yavaş geldi. Davut'un yıllar önce bir akşam paltosunun cebinde unuttuğu alışveriş listesini buldu. Listedeki birkaç şey alınmış, birkaçının üstü çizilmemişti. Bu kâğıt, yarım kalmış bütün bir hayatı taşıyordu. Lale'nin yeni öğrendiği ölüm, Saliha'nın yıllardır bilip adını koyamadığı olasılıktan farklıydı. Anne ile kız birbirlerini aynı hızda üzülmeye zorlamadı. Bir gün Saliha, evinin kapısından görünen otobüs durağına artık her ses duyduğunda bakmadığını söyledi. Bunu iyi haber gibi sunmadı. Lale de onu başarıyla aşılan bir eşik olarak kutlamadı. İçinde yorucu bir bekleyişin bittiği, yeni bir kederin başladığı sıradan bir gündü. Köyün eski su defterine düzeltme sayfası eklendi. Özgün kesik bölüm yeniden yerine dikilmedi; belge zarar görmesin diye ayrı bir koruyucu kılıfta tutuldu. Defterin hangi parçasının sonradan geri geldiği yazıldı. Lale babasının elinden çıkmış notların okunabilir kopyasını hazırladı, fakat belgeyle kendi anlatısını ayrı dosyalarda bıraktı. Selçuk kopyayı ortaklık evinde, isteyenlerin görebileceği bir dolaba koydu. Halim'in imzaladığı düzeltme de yanındaydı. Birkaç kişi bunu fazla uzun buldu; yalnız Davut'un aklandığını yazmanın yetebileceğini söyledi. Selçuk, yanlışın nasıl oluştuğunun unutulmasının yeni bir yanlışa yer açacağını anlattı. Nuri kış başlamadan Lale'ye bir mektup gönderdi. Mektupta bağışlanmayı istemedi. Yeni su yapılarındaki eski kararları kayda geçirmeye yardımcı olduğunu, kalan defterlerin de bulunması için depo sahiplerini ziyaret ettiğini anlattı. Bunlar suskunluğunun bedelini ödemiş olduğu anlamına gelmiyordu. Yalnız o gün yapmadığı işe bugün başlamıştı. Lale cevap yazmadan önce birkaç gün bekledi. Sonra amcasının mektubunu aldığını, baharda köye geldiğinde kendisiyle çay içebileceğini söyledi. Daveti annesi adına yapmadı. Saliha'nın Nuri'yle ilişkisi kendi kararıydı. Bir aile aynı masada oturabilse bile, her sandalye başka bir yakınlığın mesafesini taşırdı. İlkbaharda Derya atölyenin önüne yeni bir tezgâh çıkardı. Okuldaki çocuklar kırık bir sıranın nasıl sökülüp yeniden kurulacağını izlemek için geldi. Lale onlarla tahta kesme üzerine değil, bir şeyi kaydetmeden önce ne sorulduğu üzerine küçük bir çalışma yaptı. Herkes kendi seçtiği bir sesi kaydedebilirdi; arkadaşının sesini ise izin almadan kullanmayacaktı. Çocuklardan biri bütün kayıtların sonunda aynı derede birleşip birleşmediğini sordu. Lale gülümsedi. “Hayır. Bunlar bizim yaptığımız kayıtlar. Suyun işi başka.” Köyün gizemini çocukların merakına bir ödül gibi sunmadı. Havuz gösterilecek bir numara olmaktan uzak kaldı. Çalışma sonunda bir kız, ilk denemesindeki sesini silmek istemediğini söyledi. Yeni kaydı daha düzgün çıkmıştı, ama ilkinde kelimeleri ararken güldüğü yeri seviyordu. Lale iki kaydı da saklaması için ona yardım etti. Kendi çakılını o gün atölyedeki çocuklara göstermedi. Bir hatıraya sahip olmak, onu herkesle paylaşmayı gerektirmiyordu. Derya akşam çayında Lale'nin artık sorularını daha az aceleyle sorduğunu söyledi. Lale bunun bütün işlerine yerleşmiş bir özellik olmadığını itiraf etti. Bazen hâlâ bir cevabı sırf rahatlamak için erkenden kabul etmek istiyordu. Aradaki fark, bunu yaparken kendisini daha sık fark etmesiydi. Son sabah annesiyle havuza yürüdüler. Kızılağacın köküne yeni yapraklar değiyordu. Lale, babasını kapıda son kez gördüğü anı düşününce bir görüntü geldi: Tahta taşıyan yorgun bir adam, gömleğinde yeşil düğme, boynuna yağmur inen bir çocuk. O görüntü artık kendisine aitti. Ne aklamak için değiştirmesi ne unutmak için suya geri vermesi gerekiyordu. Saliha patikanın aşağısından onu çağırdı. Lale avucundaki çakılı cebine koydu, havuzun çevresindeki otları çiğnemeden yola çıktı. Dere, kapalı bir günün içinden değil, bugünün kestaneliklerinden akıyordu. Anne ile kız birlikte yürüyerek eve döndüler.